24 Şubat 2015 Salı

Sound of Copenhagen

Her zamanki gibi uzun bir aradan sonra tekrar yazıyorum (Bu verdiğim son ara olur diye umarak).

Dinlediğim şarkılarda da yazdığım yazılarda da kendimi tekrar etmeye başladığımı düşündüğüm için yazı yazmaya eskisi gibi heves bulamıyordum. Bu sefer sağlam bir motivasyonum var ama. Sevdiğim insanların sevebileceği şarkıları seçip her yazımı bir kişiye adamak. Böylece tür veya albümler eski ya da birbirine benzese bile güzel bir şeyler çıkabilir ortaya. Ben de eskisi gibi araştırmaya, dinlemeye devam edebilirim.

Bu karardan sonraki ilk yazım güzel insan Mustafa için gelsin o zaman.

Blogumun en eski ve en vefalı takipçilerinden biri olur kendisi. Hatta yeni yazılar yazmam için beni en çok gaza getirmeyi başarabilen insanlardan. Bir keresinde daha fazla elektronik & dans müziği yazısı yazmamı önermişti. Üzerinden yıl geçti ama olsun; yeni bir tane daha yazdım :D

Geçen hafta Chimes & Bells'in albümünü ararken (hala!) çok güzel bir compilation albümü buldum. Hani şu "various artists" albümlerinden. Toplama albüm de diyebiliriz.


Albümün adı Sound of Copenhagen. Daha doğrusu plak şirketinin adı imiş ama kendi çıkardıkları toplama albümlerin isimleri de aynı adı taşıyor. Danimarkalı müzisyenlerin parçalarının remixlerinden oluşan bir albüm. Bugüne kadar Sound of Copenhagen başlığı altında 14 tane albüm yayınlamışlar. Şarkıların orijinallari çoğunlukla indie-elektronik, shoegaze ve dreampop gibi türlerden. Remixler de gördüğüm kadarıyla çoğunlukla house türünde. (En azından Vol. 8 öyleydi diyeyim ki yanlış bir şey söylemiş olmayayım).

Albümde açık ara en çok sevdiğim parça Acid Washed'un Chinatown to Chinatown (Kasper Winding) remixi oldu. (Şarkının orijinalini merak edenler buradan dinleyebilir.)

Cuma ya da cumartesi gecesi paylaşmalık şarkıydı ama olsun. Umarım beğenirsin Mustafa :)



Herkese keyifli dinlemeler!



Acid Washed'a ve Sound of Copenhagen'e ait diğer işleri ve duyuruları facebook sayfalarından takip edebilirsiniz.


8 Temmuz 2014 Salı

Koşun Kavga Var!

Bugün uzun zamandır bahsetmek istediğim bir grup hakkında yazmak istiyorum. Türkiye psychedelic müzik camiasında belki de en çok tartışılan grup: Fairuz Derin Bulut.

Yazıyı yazmadan önce yine bir kamuoyu nabzı tutmak istedim grup hakkında. Yıllar evvel Kundante adlı albümlerini dinlemiştim sadece. Hakkında okuduğum iki satır internet yazısı da bu albüm hakkında idi. Kundante'nin üstüne iki albüm daha çıkardılar: Arabesk ve Patlantis. Arabesk albümlerini hala dinlemedim, ilk fırsatta dinleyeceğim ama. Şimdi bu iki albüm hakkında insanlar ne demiş acaba deyip şöyle bir bakındım ki ne göreyim! (gereksiz drama)

"Çok manyaklar, çılgınlar, canlarım onlar" diyen bir grup var, karşısında da "hadi oradan pis hipsterlar" diyerek bu gruba yüklenen başka bir grup var. Ne kadar katılacaksınız bilmiyorum ama bir de şöyle bir tespitim var: Genelde böyle tartışmalar grubun "havasından" başlayıp, tartışma ilerledikçe grubun yeteneğine, kalitesine, tekniğine doğru gidiyor. "Ya adamlar sahneye çıkıp takılıyolar kafalarına göre, ne hoş" gibi bir cümleye verilen tepki "distortionlarını sevmedim, çıkar onu bebeğim" seviyesine çıkıveriyor hemen :D Az çok blogumu takip edenler bilir, müzik dinlerken işin bu kısmından tutmaktan pek hoşlanmam. Yetenek dahi bir kıstas değil benim gözümde iyi müzik yapabilmek için. Paçalarından yetenek akan müzisyenlerden de hiç hoşlanmadığım sık görülmüştür.

O kadar şey yazdım, hiç bi yere varamadığımı fark ettim :D 

Sırf ilginçlik olsun diye yapılan işleri sevmem ama "aa hadi bir de bunu deneyelim" deme cesaretine (ya da gevşekliğine mi demeliyim) sahip gruplara bir sempatim var. Psychedelic müzikte aradığım ruh da bu bir yandan. Tabi ortaya çıkan işler her zaman güzel olmuyor, o da kötü tarafı :D

Bu kadar uzattıktan sonra oldukça başarılı bulduğum mis gibi iki sapsaykodelik şarkılarını paylaşıyorum Fairuz Derin Bulut'un. Patlantis albümünün tamamını tavsiye edebilirim ayrıca. Keyifle dinleyin dostlarım. Bir de konserlerine gitmeyin; ne oluyorsa oralarda oluyor anladığım kadarıyla :D 



Fairuz Derin Bulut - Tabana Kuvvet


Fairuz Derin Bulut - Kirli Kirpi

E hadi iyi geceler!


7 Mart 2014 Cuma

Ailenizin Demir ve Kalsiyum Kaynağı

Ispanak. Türkiye psychedelic sahnesinden bir rock grubu. Her ne kadar hakkında yazı yazmak için bikaç yıl geç kalsam da, beğenimi geç de olsa ifade etmekte bir sakınca görmüyorum dostlar.

Ispanak kendisi için "çok seslilik, doğaçlama ve entropi etkisi isteyen bünyelere iyi gelir." diyor. Gerçekten öyle mi bilemiyorum ama bana iyi geldi açıkçası. Canlı performanslarını izleme fırsatını her seferinde kaçırmış biri olarak sahneleri nasıl bilemiyorum. Yine de canlı canlı doğaçlamalarını dinlemek hoş olurdu bence, demo kayıtlarından anladığım kadarıyla :)

2010 yılında yayınladıkları demoda 3 kayıt var, üçü de gayet güzel. Şahsen en çok "Diktatör" adlı kaydı beğendim. Enstrumental, psychedelic, yer yer de progressive diyebiliriz. (Hiç de gerek yoktu bunları yazmama sanki)

Benim için last.fm'in şahane bir lütfu olan bu gruba farklı yerlerden ulaşmanız da mümkün. Facebook, Twitter, Myspace ve Youtube'ta varlar. Ama en güzeli Soundcloud. Tüm kayıtlarını dinleyebilirsiniz ayrıca şarkılarını indirme seçeneği de eklemişler. Seçin beğenin :D

Böyle her yerde ulaşabileceğimi bildiğim grupları da ne kadar seviyorum anlatamam. Yaptıkları müzikten mahrum kalmadığımız müzisyenler istiyoruz! :D

Neyse. Aşağıda Diktatör adlı şarkısını bulabilirsiniz. Bence dinleyin, seveceksiniz :)






2 Ocak 2014 Perşembe

2Kutup

Geri döndüm! Ama yine neşeli olmaktan uzak bir geri dönüş yapacağım.

Uzun zamandır aklımda olan bir isimden bahsetmek istiyorum size bu yazımda. Yazılarımı yazabilmek için, kimin hakkında yazacaksam onu uzun uzun dinlemem gerekiyor bir yandan. Haliyle her müzik türü için kolay olmuyor bu. Bu sefer bahsetmek istediğim isim de dark ambient / drone tarzı işler yapan yepyeni bir isim. Arka arkaya drone dinlemek, dinlemeye başlamak için gereken havaya girmek pek kolay değil tabi, tahmin ettiğiniz üzere :D

Hemen burada bir açıklama gerekiyor sanırım tür ismine aşina olmayanlar için. Drone, anlamı "tekdüze ses, vızıltı vb." olan bir sözcük. Müzikle bağlantısı da tam olarak bu noktada. Herhangi bir tekrarlayan ses dizesi için drone diyebiliriz. Drone ve dark ambient (karanlık ambiyans/atmosfer) denen türler bu yüzden birbiriyle gayet uyumlu. O sizi içine çeken karanlık, yoğun ve tekdüze sesler, uğultular ve belki mırıldanmalar yepyeni bir müzik tarzına evrildi, ta 60lardan bugüne kadar. Şu an oldukça güzel ve deneysel yepyeni işler bulmak mümkün. Yine de drone ve dark ambient tarihçesine girip en başarılı örneklerinden birkaçını paylaşmak gibi bir işe kalkışmayacağım. Onun yerine yepyeni bir isim vereceğim: 2Kutup. İstanbul'dan Pınar Akbay'ın projelerinden biri. Oldukça heyecan verici işleri var gerçekten. Last.Fm sayfasından veya Soundcloud profilinden şarkılarını indirip dinleme seçeneğiniz mevcut.

(Bu yazıyı yazmak için odam fazla aydınlık şu an. O yüzden hemen toparlayıp bitirmeliyim yazımı.)

Karanlık olması aldatmasın sizi, karanlığı en çok hüznünden geliyor. Kötü, şeytani veya içinden çıkılamaz bir girdap değil yalnızca anlatılan.


Kendinizi seslere kaptırın. Bu sefer eğlenmek için değil belki ama birilerinin yaralarını duymak için. Ya da dinlediğiniz yaraların sarılması için öteki tarafa geçmeyi beklerkenki fon müziği olsun bu.


Hepinize melankolinin acı ama güzel tadını alıp keyfini çıkarabileceğiniz güzel geceler diliyorum dostlar.

Daha neşeli yazılarda buluşmak üzere!

9 Ekim 2013 Çarşamba

Havalar da Soğudu

Bu yazım genç ve yetenekli bir insan için.

Chimes & Bells, Cæcilie Trier adlı çellistin yarattığı çok güzel bir proje. Danimarka bağımsız müzik sahnesinde de kendine oldukça güzel bir yer edinmiş. Her ne kadar ben nasıl keşfettiğimi hatırlamasam da, yine Danimarkalı minimal techno müzisyeni Trentemøller'in The Mole adlı şarkılarını yeniden yorumlamasıyla birlikte dikkatleri iyice üzerine çekmiş.

Yaptıkları müziği art rock veya kısaca shoegaze olarak niteleyebiliriz belki ama yine de bir kalıba sığdırmamak çok daha iyi olacak sanırım. Hiçbir zaman sınırlanmasın, hep değişsin, çeşitlensin ve güzelliğine güzellik katsın böylece. Dinlerken keyif alalım ve üşüyelim bir yandan. Çok yükseklerden ufuklara bakalım, kulağımıza  Cæcilie Trier'in derin sesi gelsin, dağlardan yankılanarak. Bir şarkılık veya bir albümlük sürede uçsak, gezsek, üşüsek ve gerçek dünyamıza geri dönsek...


Grup 2009 yılında "Into Pieces Of Wood" adlı bir EP ve hemen ardından 2010 yılında da kendileriyle aynı ismi taşıyan "Chimes & Bells"i yayınladı.  İki albüm de gerçekten dikkate değer ama "Into Pieces Of Wood" beni içine çekemedi "Chimes & Bells" kadar. Yine de çok derin ve hipnotik: sonbaharda içinde kaybolacağınız bir orman kadar. "You Shall Not Pass" adlı şarkıları da buna güzel bir örnek.

Bir yandan da "Chimes & Bells" albümünde aradığım her şey var. Çıkardıkları EP'nin birebir aynısı bir albüm olmamış. Ormandan çıkıp yükseliyorum, daha da yukarıya! Ve  "Chimes & Bells" çok daha soğuk. Ürperiyorum ve çok hoşuma gidiyor bu. İki albümü de dinlemenizi tavsiye ederim ama tanışma şarkısı olarak önereceğim şarkıları "Do The Right". Stüdyo kaydını aşağıdaki bağlantıdan dinleyebilirsiniz ve şahane bir canlı performanslarını da şuradan izleyebilirsiniz.


Chimes & Bells - Do The Right


Sıkı giyinin.

Sevgilerimle!

6 Ekim 2013 Pazar

Black Moses

Önceki yazılarımdan birinde nasıl bir Funk hastası olduğumu söylemiştim sanırım ama hiçbir zaman bu konuda yazma fırsatım olmadı. Ama artık açık konuşma zamanı geldi, "yanlış zamanda yanlış yerde doğmuşum" diyebilirim, o derece.

Kısaca bahsetmek gerekirse "bir afro-amerikan müziği". Soul ve R&B'ye ve hatta Jazz'a benzer. Aslında bildiğiniz Disco müziği, 70'lerden falan :D Şarkılar da şöyle sallanabileceğiniz (bkz: groovy), dans edebileceğiniz ve yer yer gevşeyebileceğiniz türden. Bol bol bas duyarsınız mesela. Pirinç üflemeliler de oldukça yer kaplar, saksafon veya flüt gibi. Bugünkü yazımda da en sevdiğim, sesine en çok eridiğim funk/soul müzisyenlerinden birinden bahsedeceğim. Başlıktaki gibi "Black Moses" olarak da anılan Isaac Hayes.

Isaac Hayes bir funk ve soul müzisyeni. Aynı zamanda aktörlük de yapmış ve hatta seslendirme de yapmış. South Park'taki Chef karakterini seslendiren insan Isaac Hayes. (Pek izlemiyorum, izleyen bir arkadaşım söyleyince öğrenmiştim). Oldukça derin bir sesi var gerçekten. Bunların yanında prodüktörlük de yapmış, hatta Stax Records'ın arkasında olan isimlerden biri. Bu plak şirketinden "Taze Soğan!" başlıklı yazımda bahsetmiştim biraz. Film takipçisi olanlar için de bir bilgi: Shaft adlı filmin soundtrackini hazırlayan da yine Isaac Hayes (canım benim). Zaten Shaft ile parlayıp bir de en iyi müzik dalında oscar da aldıktan sonra tutamadık Isaac Hayes'i, ta ki 2008 yılında buralardan gidene kadar.

Birkaç gündür yine takılıp kaldığım ve en sevdiğim şarkılardan biriyle baş başa bırakıyorum sizi o zaman. Loş ışıkta biraz gevşeyip dinlenmesi tavsiye edilir.


Isaac Hayes - Hyperbolicsyllabicsesquedalymistic

Adını hala okuyamıyorum bu şarkının.

Hemen sonrasında da South Park severler için bir video gelsin! 


Chef - Chocolate Salty Balls


Keyifli dinlemeler herkese!


Never Gonna Be The Same

Hakkında fazla bir fikrimin olmadığı bir grup: Manchester Orchestra.

Benim için sadece bir şarkı ve bir "an"dan ibaret gruplar var. Tek şarkıyla ünlü olup kaybolanlar gibi bir şey değil ama kastettiğim. Bu an bir ürperme, iç geçirme veya aptal aptal sırıtma olabilir. Böyle bir anı yakaladığım bir şarkı varsa, kimin yaptığını düşünmüyorum genelde. Hatta özellikle aramıyorum, daha fazla şey görmek istemiyorum o şarkıyı yapanla ilgili.

Bir kere tesadüfen duyup, kim olduklarını bilmeden, sırf bir daha duyabilmek için arkasından koştuğunuz bir şarkınız olmuştur muhakkak. Tabi internet yaygın değilken / yokken daha zordu bu, herkesin böyle bir anısı vardır. İşte ben onu bir şarkı için değil onlarcası için yapıyorum.

Manchester Orchestra'nın Virgin adlı şarkısı da bunlardan biri.


Manchester Orchestra - Virgin

Beni etkileyen tam olarak ne bilmiyorum. Sözleri olabilir. Çocuk korosu olabilir. Herhangi bir şey olabilir.. Ama böyle çok güzel. Şarkının benim için özel olan anını beklerken duyduğum heyecanı gölgeleyebilir çıkardıkları herhangi bir başka şarkıyı dinlemeyi denemek. Şarkının sonundaki ekoyla beraber döneceğim eski hayatıma ve Manchester Orchestra benim için bitecek.

Herkese iyi geceler.