9 Ekim 2013 Çarşamba

Havalar da Soğudu

Bu yazım genç ve yetenekli bir insan için.

Chimes & Bells, Cæcilie Trier adlı çellistin yarattığı çok güzel bir proje. Danimarka bağımsız müzik sahnesinde de kendine oldukça güzel bir yer edinmiş. Her ne kadar ben nasıl keşfettiğimi hatırlamasam da, yine Danimarkalı minimal techno müzisyeni Trentemøller'in The Mole adlı şarkılarını yeniden yorumlamasıyla birlikte dikkatleri iyice üzerine çekmiş.

Yaptıkları müziği art rock veya kısaca shoegaze olarak niteleyebiliriz belki ama yine de bir kalıba sığdırmamak çok daha iyi olacak sanırım. Hiçbir zaman sınırlanmasın, hep değişsin, çeşitlensin ve güzelliğine güzellik katsın böylece. Dinlerken keyif alalım ve üşüyelim bir yandan. Çok yükseklerden ufuklara bakalım, kulağımıza  Cæcilie Trier'in derin sesi gelsin, dağlardan yankılanarak. Bir şarkılık veya bir albümlük sürede uçsak, gezsek, üşüsek ve gerçek dünyamıza geri dönsek...


Grup 2009 yılında "Into Pieces Of Wood" adlı bir EP ve hemen ardından 2010 yılında da kendileriyle aynı ismi taşıyan "Chimes & Bells"i yayınladı.  İki albüm de gerçekten dikkate değer ama "Into Pieces Of Wood" beni içine çekemedi "Chimes & Bells" kadar. Yine de çok derin ve hipnotik: sonbaharda içinde kaybolacağınız bir orman kadar. "You Shall Not Pass" adlı şarkıları da buna güzel bir örnek.

Bir yandan da "Chimes & Bells" albümünde aradığım her şey var. Çıkardıkları EP'nin birebir aynısı bir albüm olmamış. Ormandan çıkıp yükseliyorum, daha da yukarıya! Ve  "Chimes & Bells" çok daha soğuk. Ürperiyorum ve çok hoşuma gidiyor bu. İki albümü de dinlemenizi tavsiye ederim ama tanışma şarkısı olarak önereceğim şarkıları "Do The Right". Stüdyo kaydını aşağıdaki bağlantıdan dinleyebilirsiniz ve şahane bir canlı performanslarını da şuradan izleyebilirsiniz.


Chimes & Bells - Do The Right


Sıkı giyinin.

Sevgilerimle!

6 Ekim 2013 Pazar

Black Moses

Önceki yazılarımdan birinde nasıl bir Funk hastası olduğumu söylemiştim sanırım ama hiçbir zaman bu konuda yazma fırsatım olmadı. Ama artık açık konuşma zamanı geldi, "yanlış zamanda yanlış yerde doğmuşum" diyebilirim, o derece.

Kısaca bahsetmek gerekirse "bir afro-amerikan müziği". Soul ve R&B'ye ve hatta Jazz'a benzer. Aslında bildiğiniz Disco müziği, 70'lerden falan :D Şarkılar da şöyle sallanabileceğiniz (bkz: groovy), dans edebileceğiniz ve yer yer gevşeyebileceğiniz türden. Bol bol bas duyarsınız mesela. Pirinç üflemeliler de oldukça yer kaplar, saksafon veya flüt gibi. Bugünkü yazımda da en sevdiğim, sesine en çok eridiğim funk/soul müzisyenlerinden birinden bahsedeceğim. Başlıktaki gibi "Black Moses" olarak da anılan Isaac Hayes.

Isaac Hayes bir funk ve soul müzisyeni. Aynı zamanda aktörlük de yapmış ve hatta seslendirme de yapmış. South Park'taki Chef karakterini seslendiren insan Isaac Hayes. (Pek izlemiyorum, izleyen bir arkadaşım söyleyince öğrenmiştim). Oldukça derin bir sesi var gerçekten. Bunların yanında prodüktörlük de yapmış, hatta Stax Records'ın arkasında olan isimlerden biri. Bu plak şirketinden "Taze Soğan!" başlıklı yazımda bahsetmiştim biraz. Film takipçisi olanlar için de bir bilgi: Shaft adlı filmin soundtrackini hazırlayan da yine Isaac Hayes (canım benim). Zaten Shaft ile parlayıp bir de en iyi müzik dalında oscar da aldıktan sonra tutamadık Isaac Hayes'i, ta ki 2008 yılında buralardan gidene kadar.

Birkaç gündür yine takılıp kaldığım ve en sevdiğim şarkılardan biriyle baş başa bırakıyorum sizi o zaman. Loş ışıkta biraz gevşeyip dinlenmesi tavsiye edilir.


Isaac Hayes - Hyperbolicsyllabicsesquedalymistic

Adını hala okuyamıyorum bu şarkının.

Hemen sonrasında da South Park severler için bir video gelsin! 


Chef - Chocolate Salty Balls


Keyifli dinlemeler herkese!


Never Gonna Be The Same

Hakkında fazla bir fikrimin olmadığı bir grup: Manchester Orchestra.

Benim için sadece bir şarkı ve bir "an"dan ibaret gruplar var. Tek şarkıyla ünlü olup kaybolanlar gibi bir şey değil ama kastettiğim. Bu an bir ürperme, iç geçirme veya aptal aptal sırıtma olabilir. Böyle bir anı yakaladığım bir şarkı varsa, kimin yaptığını düşünmüyorum genelde. Hatta özellikle aramıyorum, daha fazla şey görmek istemiyorum o şarkıyı yapanla ilgili.

Bir kere tesadüfen duyup, kim olduklarını bilmeden, sırf bir daha duyabilmek için arkasından koştuğunuz bir şarkınız olmuştur muhakkak. Tabi internet yaygın değilken / yokken daha zordu bu, herkesin böyle bir anısı vardır. İşte ben onu bir şarkı için değil onlarcası için yapıyorum.

Manchester Orchestra'nın Virgin adlı şarkısı da bunlardan biri.


Manchester Orchestra - Virgin

Beni etkileyen tam olarak ne bilmiyorum. Sözleri olabilir. Çocuk korosu olabilir. Herhangi bir şey olabilir.. Ama böyle çok güzel. Şarkının benim için özel olan anını beklerken duyduğum heyecanı gölgeleyebilir çıkardıkları herhangi bir başka şarkıyı dinlemeyi denemek. Şarkının sonundaki ekoyla beraber döneceğim eski hayatıma ve Manchester Orchestra benim için bitecek.

Herkese iyi geceler.

30 Eylül 2013 Pazartesi

Öldüğümde

Geçen gün fark ettim: Ölüyoruz. Öleceğiz yani.

Bir sebebi yok ama bunu aniden fark edip duygusallaştım. Gözümün önüne yapmak isteyip yapamadıklarım / ertelediklerim geldi. Arkadaşlarım, sevdiğim insanlar geldi.

Yarın ölebiliriz. Sizi sevdiğimi, size çok sarılmak istediğimi, bazen beni delirttiğinizi ve hatta sizi "kıskandığımı" yeterince söyleyemedim. Bundan sonra ertelemeyeceğim ama. İstanbul'un benden çaldığı en değerli şey de buydu: yanlış mı anlarlar demeden hissettiklerimi söyleyebilmem. Geri alacağım bunu :)

Yeterince duygusallığa kapılmışken hazır, bir de ricam var. Ölürken bunu dinlemek istiyorum:


John McLaughlin & Jean-Luc Ponty & Zakir Hussain - Lotus Feet 

Az önceki dramatik havadan çıkayım biraz.

Bu performans geçtiğimiz Nisan ayında İstanbul'da düzenlenen 2. Uluslararası Caz Günü konserinden. Bilet satışı yapılmadı ama konsere gidebilmek için organizasyonda çalışmak fikri bugüne kadar aldığım en iyi karardı bence. Güzel bir organizasyondu ama eleştireceğim fazlaca yanı var, onlar da ayrı bir yazının konusu olsun. Bir iki performans dışında sahnedeki insanların eğlenmediğini, gerçekten çalmak istemediğini düşündüğüm performanslar gördüm. Görevim de bitmişti zaten, "bu kadar yetti bana" deyip eve dönmek üzereyken bu insanlar çıktı işte sahneye.

Ve hayatımın en güzel 10 dakikalarından birini yaşadım.

Olağanüstüydü.


Umarım beğenirsiniz dostlarım, hepinize keyifli dinlemeler!

6 Temmuz 2013 Cumartesi

In This Town, You Have No Sympathy

Ağır konuşacağım birazdan.

( Ayrıca hoşgeldim bence :D )

Bugünkü yazım ilk defa olumsuz olacak sanırım. Hep paylaştıklarımın ne kadar hoş, güzel olduğunu anlattım; sıra hayal kırıklıklarımın.

Eveeet. Sözlerime başlarken önceden bir açıklama yapmam lazım. O sürekli şikayet ettiğim, arkasından ağladığım bozulan harddiskimin yerine yeni bir tane alabildim sonunda. Yerim de bol diye tüm kaybettiğim müzikleri toparlamaya başladım yavaştan. Ben yeni şeyler dinleme hızımı düşürmüşken, müzisyen arkadaşlar almış yürümüş. Yeni albümler, yeni çalışmalar / projeler.. Bunlardan biri de Portecho.

İsmi hatırlayanlarınız vardır: İstanbul'dan bir elektronik müzik grubu Portecho. Sympathy diye bir şarkısı vardı, onunla müthiş dikkat çekmişti. Hatta "çok tarzı olmasa da" yerli tv kanallarında bazı programlar da bu şarkıyı övmeye, grupla röportajlar yapmaya başlamıştı. MTV'ye çıktılar MTV! O zamanlar MTV'de yerli grup görünce "AAaaa İstanbul dedi!!!" heyecanı yaşıyordum :D

Neyse efendim, albümlerini edinip hemen dinlemiştim. Undertone adlı albümü. İlk albümleri ve 2007 yılında piyasaya çıktı. Albüm müthişti cidden. Heyecanlandım, sıkılmadım da şarkılardan. Hemen arşivimin baş köşelerinden bir yer ayırmıştım Portecho'ya. Yeni albümler geldikçe ekleyecek ve dinleyecektim. Dediğimi de yaptım inanır mısınız. Portecho ilk albümünden sonra iki albüm daha yayınladı. Biri Studio Plastico, diğeri de -geçen gün dinleyebildiğim- Motherboy albümü. Studio Plastico'yu hiç ama hiç beğenmemiştim, yine de "ilk albümden beklentiyi yüksek tuttuk herhalde, olur böyle" deyip üzerinde durmamıştım. Ama yine de daha kötü bir albüm yapacaklarını da beklemiyordum açıkçası. Bugüne kadar sonunu getiremediğim sadece 3 albüm oldu ve bunlardan biri de Portecho, Motherboy. Müthiş bir hayal kırıklığı. Albüm baştan sona çok sıradan, hatta çok zorlama olmuş. Zevksiz de aynı zamanda. Tarz değişikliğine gidip yaratıcı birşeyler denerler belki derken böyle bir albümle karşılaşmak... Daha da dinlemem Portecho'yu, o kadar atarlandım :D 

Neyse rahatladım azıcık. Buradan Portecho'ya sesleniyorum: Kızıyorum size ama sevdiğimden. Valla.

İlk albümlerinden, en güzel albümlerinden ve aynı zamanda o umut verici albümlerinden bir şarkı paylaşayım o zaman sizlere veda ederken. 


Portecho - Papers

Undertone albümünün tamamını şuradan dinleyebilirsiniz. Tamamını birden tavsiye ediyorum :)

Keyifli dinlemeler dostlarım!

10 Mayıs 2013 Cuma

Kemialliset Ystävät


Bu yazımı pek sevdiğim gruplardan birine ayırmak istiyorum, zamanı geldi. Okunamasın diye koyduğum başlık grubun adı oluyor: Kemialliset Ystävät. Anlamı "Kimyasal Arkadaşlar" imiş. Telafuzunu şuradan dinleyebilirsiniz :D 

Kemialliset Ystävät Finlandiya'dan bir deneysel folk / psychedelic folk grubu. Evlerinin bodrumunda mandolinler, perküsyon, oyuncaklar ve adını bilmediğim birtakım yerel müzik aletlerini kullanarak müzik yapıyorlar. Avant-garde bir topluluk olduğunu söyleyemeyiz belki ama herkesin yarattığı seslerin oluşturduğu kocaman bir bulutun içinde geziniyormuşsunuz hissi veriyor yaptıkları müzik.

Fonal Records etiketiyle bol bol albüm yayınlamışlar, bir göz atın derim. Önce tadına bakmanız için en sevdiğim şarkılarından üç tanesini paylaşmak istiyorum izninizle =)

İlki, ilk göz ağrım. Salainen Paikka. Kellari Juniversumi albümlerinden. Başlangıç için iyi bir seçenek olacağını düşündüm ama yine de Kemialliset Ystävät'ı tanıtmak için en iyi seçenek sayılmaz. Aynı albümden şahane iki şarkıları daha var: Utuaurat ve Planetta kaukainen muo kutsuu.

Beğendiyseniz ya da ilgilenmeye değer diyorsanız Myspace, Facebook, Last.Fm gibi sayfalardan ulaşabilirsiniz ya da resmi internet sitelerinden ayrıntılı bilgilere veya diğer işlerine ulaşabilirsiniz

Keyifli dinlemeler ve iyi geceler dostlar!

24 Nisan 2013 Çarşamba

Neo-Şamanlar! Dans Edin!


Bu yazımı uzun zamandır hakkında yazı yazmak istediğim bir gruba ayırıyorum. En sevdiğim ve sabırsızlıkla canlı dinleyeceğim günü beklediğim grup; İngiltere'den bir psychedelic trance / ambient grubu: Shpongle.

Psychedelic kelimesi genel olarak, psychedelic ya da halüsinatif maddeleri (sanrılar görmenize sebep olan maddeler) kullanan insanların, bu tecrübelerinden yola çıkarak yarattığı her şeyi kapsayan bir alt kültürü tanımlar. Genelde bu tür madde kullanımından sonra tecrübe edilen "canlı renkler", görüntüler, sesler kullanılarak yapılan resim, müzik, herhangi bir şey... Bu yazıya konu olacak kısmı da tahmin ettiğiniz üzere psychedelic müzikler. Bahsettiğim tecrübelerden esinlenerek yapılan bir çok müzik türü var aslında. Shpongle psychedelic elektronik müzik yapan bir grup. Bahsettiğim halüsinatif maddeleri, mantarları, bitkileri vs. kullanarak insanlığın algısını bir adım öteye taşımayı başarmaya çalışan, hastalıkları tedavi etmek için bu maddeleri kullanan Şamanlar bu grubun en büyük esin kaynağı belki de. Bu yüzden bir çeşit Şaman ritüelini andıran sesleri bolca duyuyoruz Shpongle şarkılarında. Bu coğrafyadan aşina olduğumuz ezgiler, ritmler, Ortadoğu ve Hindistan'dan da sesler var. 

Çok şey yazmak isterim aslında ama tür isimlerine boğulmayalım yine. "Bu coğrafyadan sesler" demişken ilk paylaşmak istediğim şarkıları "Around the World in a Tea Daze". 10 küsür dakikada tüm dünyayı dolaşıyor Shpongle. Hepinize tanıdık gelecek bir şarkıdan da sample kullanmışlar, o da sürprizi olsun =)


Shpongle - Around The World In A Tea Daze

Başlangıç için kalabalık bir şarkı seçmiş olabilirim, daha yumuşak bir başlangıç için, yeni nesil hippie arkadaşlarla beraber atlayıp zıplayabileceğiniz şarkılardan birini paylaşayım o zaman şimdi de: The Stamen Of The Shamen.


            Shpongle - The Stamen Of The Shamen

"Kafayı bulmadan" da gayet rahat uçabileceğiniz, gezip dolaşabileceğiniz, eğlenebileceğiniz, değişik renkler görmenizi sağlayabilecek şarkılardan sonuncusu da, nacizane benim en sevdiğim Shpongle şarkısı: Divine Moments of Truth. Bu şarkı da son olsun ki sıkmayayım :)


Shpongle - Divine Moments of Truth

Ya son olsun dedim ama.. Bir tane daha var aslında dinlemenizi istediğim :) Bu seferki canlı performans. Son albümlerinden "Nothing is Something Worth Doing". Canlı versiyonu o kadar güzel ki, içim eriyor resmen. Hani çok güzel bir şey görürsünüz de, güzelliğini nasıl ifade edebileceğinizi bilemezsiniz birden, gözleriniz dolu dolu olur ya.. O anın fon müziği olsun bu şarkı :) Az önce paylaştığım Shpongle şarkılarından sıkılırsanız bile buna bir şans verin bence. Keyifli dinlemeler!



Shpongle - Nothing is Something Worth Doing (Live)


Görüşmek üzere!

15 Nisan 2013 Pazartesi

Machines are Better

İsim çok açıklayıcı olduğu için kendim ayrı bir başlık vermek istemedim. Machines are Better.

Bu yazımda bahsedeceğim kişi/grup Türkiye'den "Machines are Better". Sanırım tek kişilik bir proje.

"Yerim yok" bahanesine sığınıp yeni şeyler dinlemiyordum kaç zamandır. İki gün önce kırdım inadımı, beklerken çok şey kaçırdığımı düşünüp daldım yine diplere birkaç güzel şey çıkarmak için. İyi de etmişim, iki süper müzik birden buldum! İşte bunlardan biri de Machines are Better. Electronica türünde, daha spesifik konuşmak gerekirse "synth" (synthesizer kullanılarak yapılan müzik) türünde işleri var. İlk defa Last.Fm'de rastladım, şarkılarını ücretsiz indirme seçeneği de var. Hemen indirip dinledim, çok da beğendim :) Şarkıları da ismiyle uygun bir konseptte ("Makineler daha iyidir.").

En beğendiğim şarkılarını sizinle paylaşmak istiyorum dostlar, umarım siz de beğenirsiniz. Ve umarım bu işlerin devamı gelir, biz de dinlemeye devam ederiz. Çünkü çok heyecanlanıyorum ve sabırsızlanıyorum amatör haliyle böyle güzel olan şarkıların biraz zaman geçtikten sonra nelere dönüşeceğini düşündükçe :) Lafı fazla uzatmıyorum o halde:

İlk şarkı "Where Are You, Mother?". Sanırım en sevdiğim şarkısı bu oldu.

https://soundcloud.com/machinesarebetter/where-are-you-mother

İkincisi de "Escapist" olsun. Let's make the robots dance, folks! // Elleri göreyim!

https://soundcloud.com/machinesarebetter/escapist

Tüm şarkılarına Last.Fm'den veya Soundcloud'tan ulaşmak mümkün. Devamını dinlemek isteyen olursa inceleyebilirler.

Herkese iyi geceler, keyifli dinlemeler!




10 Nisan 2013 Çarşamba

Sıra Paganlarda


Bahar geldi, çiçekler açtı, herkes sağda solda havaların ne kadar güzel olduğunu söyleyip duruyorken, "Madem o kadar doğayla içli dışlıyız bari pagan folk gruplarından birini tanıtayım" dedim ben de. Fakat ben yazıyı yazana kadar o havadan eser kalmadı, kaç gündür üşüyoruz. Bu yazıyı da üşüyerek yazıyorum. Hatta yazı yazarken ellerim üşüdüğü için arada durup ellerimi ısıtıp sonra devam ediyorum. Bu gereksiz ayrıntıyı yazarken de biraz daha üşüyor ellerim. Neyse.  

Bugün bahsetmek istediğim grup Hollanda'dan Omnia adında bir Pagan Folk grubu. Pagan terimine az çok aşinasınızdır; ayrıntılı bilgi isteyenler buradan başlayabilirler. Ama çok uzatmak istemediğim için pagan kelimesinin kökü bana yeter: paganus. Bu kelime latince kırsala özgü, köylü, savaşa katılmayan gibi anlamlara geliyor imiş. Kaynaklarım çok sağlam olmadığı için kendime güvenerek yazamıyorum :D Ne diyordum, pagan tamam. Bir de folk var. Folk bildiğiniz folk, halk müziği yani. Çok kabaca bu ikiliyi yan yana getirirsek işte kırda bayırda yapılan / kırları bayırları olan yerlere ait halk şarkıları anlaşılabilir -umarım :D. Bu terim kelt ve hristiyanlık öncesi Avrupa ile birlikte anıldığı için o coğrafyaya ait enstrumanlarla, oraya ait müziklere benzer şarkılar duyacağız yani Pagan Folk dinlediğimizde.

Gelelim Omnia'ya. Nasıl keşfettiğimi hatırlamıyorum ama ilk Sine Missione albümlerini dinlemiştim. Albüm hakkında okuduğum bir yazıda tüm albümün Roma mitolojisinden tanrılara, tanrıçalara ve yerlere ithafen ve latince hazırlandığı söyleniyordu. Hemen dikkatimi çekti ve albümü bulup dinledim. Hala en sevdiğim Omnia albümüdür, başlamak isteyenler için kesinlikle bu albümü öneriyorum. O yüzden tam da bu noktada albümden en sevdiğim şarkılardan ikisini paylaşmak istiyorum sizinle. İlki albümdeki en sevdiğim şarkı, Morpheus. İkincisi de Flora.


Omnia - Flora

Tüm şarkıları mitolojik bir öğeye ayırdıkları için şarkı isimlerinde geçen kişileri veya yerlerin hikayelerini öğrenip dinlemek daha güzel oluyor. Buna en güzel örnek de yine aynı albümden Tartarus adlı şarkı. Bu şarkıda daha teatral bir performans sergilemişler ve hikayesiyle birlikte çok daha anlamlı geliyor kulağa :)

Daha sonraki albümlerinden de çok sevilen bir şarkıları var. Bu şarkı Sine Missione albümlerindeki aynı adlı şarkının yeniden düzenlemesi.


Omnia - Morrigan

Çok heveslendim farkındayım ama pek severim Omnia'yı, o yüzden seçenekleri aza indiremedim bir türlü. Yine de son olarak eğlenceli bir şarkılarını paylaşmak istiyorum sizinle, özellikle Yüzüklerin Efendisi severler beğenebilir.


Omnia - Get The Halfling

Böyle işte dostlar, benden bu kadar. Son albümlerini pek beğenmediğim için onlardan bahsetmek istemedim, yalan değil. Devamını dinlemek isteyenler Omnia'yı sosyal medyadan takip edebilirler, oldukça etkin şekilde kullanıyorlar. Aynı şekilde grup hakkında detaylı bilgiye web sitelerinden ulaşabilirsiniz. Umarım beğenirsiniz :)

Herkese keyifli dinlemeler! Ben battaniyemi almaya gidiyorum.





22 Mart 2013 Cuma

Uçmak Çok Sıradan


Büyümeyi reddedişim ve başarısız oluşum geliyor aklıma. Kabul edemedim bir türlü bu durumu, ama büyüdüm, büyüdük. Etrafımdakiler büyüdü, kravatlı falan insanlar var. Halbuki Peter Pan çocukluk kahramanımdı benim. Uçuyordu bir de o ama uçmak sıradan bir şey. Bu derdimi anlatsam da muhtemelen ilgisini çekmeyecek insanlar da olunca... Sustum. İçim gidiyor hala, arada bir ağlıyorum bile (ortalık yerde paylaşamayacağım bir şeydi aslında bu).

Seviyorum bu çocukluğu andıran, oyuncak ya da müzik kutusu sesi gibi sesleri kullanarak yapılan şarkıları. Hele bir de bunun gibi hüzünlü olanları daha çok seviyorum. Çocukluk her zaman sıcacık anne kucağında ya da sokakta mutlu mutlu "lalalalala!" diye gezmek, oyun oynamak değildi çünkü. Çocukken korkardık, mutsuz olurduk.

Kocaman kocaman insanlar olduktan sonra "gerçek" şeyler hissettiğimizde çocukluğumuza dönmüş gibi oluruz ya bir an, tam olarak o anı hatırlatıyor bana bu şarkı. İyi ya da kötü herhangi bir an. Bu da böyle bir hikayemdi işte :)

Tadını çıkarın dostlarım :)


Detektivbyrån - Vänerhavet




17 Mart 2013 Pazar

Biz Cover Şarkıları Çok Sevmiştik

-- Bu yazım sevgili dostum Salim için --

Efendim yeni yazımı kim hakkında yazsam diye düşünürken bugün canım dostum Salim Güler'in Boğaziçi Caz Korosu seçmelerine gideceğini öğrendim. Ona şans getirmesi dileğiyle de, hem de fırsat bu fırsat diyerek, bu yazıyı yazmak istedim ben de :)

Başlıktan da anlaşılacağı gibi Salim'e ait amatör bir cover'ı paylaşmak istiyorum sizinle. Evde kendi imkanlarıyla cover'ladığı şarkı Ray Charles'a ait, Unchain My Heart. Orijinalini henüz dinlemeyenler şuradan dinleyebilirler.

Paylaşmak için bu şarkıyı seçmemin üç sebebi var: Birincisi bu dinlediğim ilk cover'ı. İkincisi bir caz cover'ı olması daha uygun olur diye düşündüm. Üçüncüsü de bence bu gerçekten çok başarılı bir cover. Tam anlamıyla "olmuş". Sırıtan, abartılı duran bir şey yok. Kaydın zayıf olması, teknik meseleler dışında yorumu oldukça güzel. Şarkının sözleriyle de bu yorumun uyumlu olması da cabası. E tabi bir de "müzisyen arkadaşım var benim" diye hava atabilmem gerekiyordu.. :D Diğer çalışmalarını dinlemek isteyenler Soundcloud'tan dinleyebilirler.

Neyse dostlarım, sizi bu güzel ve amatör ve amatör olduğu için daha da güzel cover çalışmasıyla baş başa bırakıyorum, keyifli dinlemeler!

16 Mart 2013 Cumartesi

Mango

Merhaba dostlarım!

Bugün size bahsetmek istediğim yepyeni bir şarkı ve yepyeni bir tür var.

Teknik birtakım sorunlar nedeniyle (ne kadar da önemli gibi durdu böyle söyleyince) kaybettiğim şarkılar arasında arayıp bulmakta gerçekten zorlandığım albümler de vardı. O yüzden tekrar aramaya yeltenmedim hiç; bir daha bulamayacağımı mı düşündüm yoksa üşendim mi bilemiyorum. Bunların arasındaki en nadide gruplardan biri minimal techno türünde albümlerin olduğu dosyaydı. Bulmakta zorlanmam normal mi bilmiyorum bu arada, o sıralar yeni tanıştığım bir tür olduğu için doğru yerlere bakamadım belki de. Velhasılı, "ben bu albümlere tekrar ulaşacağıma bir yerlerden bulup dinlerim o zaman" deyip, çok sık kullanmadığım Grooveshark'a bir şans daha verdim. Dinlemeyi çok özlediğim şarkıları bulup dinledim tek tek. İçlerinden birine de fena takıldım gene. Bu koca giriş yazısı bu takıldığım şarkıyı anlatacağımı söylemek içindi işte.

Minimal techno adından da anlaşılabileceği gibi techno'nun bir çeşidi. Techno'yu da biraz açmak gerek sanırım. Elektronik müzik sevmeyenlerin, içinde azıcık elektronik element bulunan her şarkıya techno deme alışkanlığı var. Bununla birlikte chill out, lounge gibi hafif, yumuşak müziklerle tanışmış insanlardan ya da dans müzikleriyle ilgilenenlerden de, kötülemek istediği elektronik müzik şarkılarına hakaret niyetine techno diye bahsedenler mevcut. Türün takipçileri dışında "bu müzikte emek yok abi yeaa" şeklinde cümlelerle duyabileceğiniz, bir nevi günah keçisi. Bu tarz önyargılar veya müzik elitizmi (o ne demek lan) bu blogta olamayacağına göre biz bizeyiz :D

Neyse ne diyordum: techno. Amerika'da, 1980lerden sonra gün yüzüne çıkmış bir müzik türü. Elektronik dans müziği türü. Techno adını da ortaya çıkar çıkmaz almamış. "Teknoloji"den türemiş bir kelime techno. Yani günümüzün -ya da geleceğin- her köşesinde olan cihazlar, bir 30 yıl öncesine kadar bilim kurgu filmlerinde görebildiğimiz eşyaları, alışkanlıkları andıran.. Daha "metalik" hatta daha "mekanik". Bol bol tekrarları olan, genelde enstrumental şarkılar. Tabi artık çok daha çeşitli türler de mevcut. Bu türlerden biri de minimal techno. Minimalist, sadece basit elemenlerin kullanıldığı, daha fazlasının kullanılmadığı bir tür. Bass, ritm için davullar ve şöyle hareket edip sallanabileceğimiz bir melodi. Daha fazlası yok. Bol bol tekrar ve ritm üzerine kurulu bir tür diyebiliriz. Nedendir bilinmez, Avrupa'da özellikle de Almanya'da ciddi şekilde popüler ve günümüzün en başarılı minimal techno icracıları genellikle Almanya'dan.

Benim paylaşmak istediğim şarkı da yine Almanya'dan Sascha Funke'ye ait. Söz konusu şarkı da Mango. Az önce türleri açıklayacağım diye uzattıkça uzattığımdan daha fazla yazmak istemiyorum :D Umarım beğenirsiniz, keyifli dinlemeler!


Sascha Funke - Mango


Sevgiler herkese!

13 Mart 2013 Çarşamba

Yuh!

Selamlar dostlarım!

Bu yazımı geçenlerde keşfettiğim harika bir mashup'a ayırmak istiyorum. Mashup kısaca iki şarkının birleştirilmesiyle ortaya çıkan şarkıdır diyebiliriz. Çok hoş örnekleri var cidden, merak edenler inceleyebilirler.

Benim bu yazıda bahsetmek istediğim şarkı ise bir Beastie Boys ve Selda Bağcan mashup'ı. Tanımayanlar için kısaca bahsetmek gerekirse Beastie Boys Amerika'dan bir hip-hop grubu. Selda Bağcan da bildiğiniz gibi Türkiye'den bir Türk Halk Müziği ve Protest Müzik icracılarından. 

Şarkıya ilk Soundcloud'ta rastladım. "Selda Bağcan vs. Beastie Boys - Yuh! Yuh!" başlığını görünce haliyle dikkatimi çekti. Dinler dinlemez aşık oldum desem yalan olmaz herhalde. Nedense o kadar heyecanlandım ki, şarkıyı gördüğüm profilin sahibine mesaj attım. Kendi eseri olup olmadığını öğrenmek için. Doğru kişiyi övmek istedim çünkü :D

Neyse daha fazla uzatmayayım. Ayrı ayrı dinlemek isteyenler olursa, mashup için kullanılan şarkılar Beastie Boys'tan Time to Build ve Selda Bağcan'dan Yuh Yuh.

Ve bu ikisinin mükemmel karışımı:

Soundcloud profilinden Cihan Yılmaz'ın diğer işlerine de ulaşabilirsiniz.

Herkese keyifli dinlemeler!

9 Şubat 2013 Cumartesi

Vur Davuluna!

Herkese merhaba!

Uzun zamandır yazmıyordum, uzun zamandır dinlemediğimi fark ettiğim bir şarkıyla geri döneyim istedim o yüzden :)



Horanta - Davuluna Vur


"Türkiye'den Alternatif Rock Vol. 1" adlı albüm olmasa duyamayacağım bir şarkı Davuluna Vur. Bu albüm dışında da herhangi bir kaydına ulaşamadım Horanta'nın. Bu arada albüm mükemmel, yepyeni ve çok güzel işler bulabileceğiniz bir albüm. Gerçi albüm eskidi bile ve ben çok yeniymiş gibi bahsettim ama olsun :) "Vol. 2"yi bekliyoruz heyecanla. 

Horanta hakkında bilgi edinemedim, çok aradım ama bulamadım. Başka işleri varsa (bu arada bir kişilik bir proje mi yoksa grup mu onu da bilmiyorum) dinlemeyi gerçekten isterim, çünkü Davuluna Vur albümde en çok dikkatimi çeken şarkılardan biri oldu gerçekten.

Hem eğlenceli hem de saykodelik bu güzel şarkıyla baş başa bırakmak istiyorum sizi çünkü nedense anlatacak pek bir şey bulamadım; neden bu kadar sevdiğimi ya da eğlenceli bulduğumu da açıklayamadım birden :D

Neyse dostlar, iyi eğlenceler diliyorum.

Keyifli dinlemeler!

Not 1: Horanta hakkında bilgisi / fikri olan varsa bana da iletirse çok makbule geçer :)

Not 2: "Türkiye'den Alternatif Rock Vol. 2" çıktıysa, ben rezil olmadan beni uyarırsanız da çok güzel olur :D

27 Ocak 2013 Pazar

Cennet


Merhaba herkese!

Bugün size bahsetmek istediğim çok güzel bir insan var: Urna Chahar-Tugchi. Ya da kısaca Urna. Çok güzel bir insan olduğunu bilmiyorum ama böyle şarkı söyleyen biri kötü olamaz sanki.

Urna hakkında çok bir fikrim yok ama Urna'yı dinlemek bende tarifsiz duygular uyandırıyor. Çoğunu tarif edemesem de anlatmaya çalışacağım.

Hiç bilmediğimiz, varlığından emin olmadığımız ya da ulaşamamamıza rağmen büyük bir hevesle beklediğimiz şeyleri neden görmeyi bekleriz? Duyamaz mıyız onun yerine mesela? Cennetin bir sesi varsa şayet Urna bana o ses hakkında fikir verebilir. Çok abarttığımı düşünüyor olabilirsiniz ama bu sesten çok etkilendiğimi de inkar edemem. İki şeye eminim: Bu oryantalist bir bakış açısıyla yazılmış bir yazı değil. Bu dilini bilmediğim şarkıların gizemi de değil.

Önce izninizle Urna ile tanıştığım şarkısını paylaşmak istiyorum.


Urna Chahar-Tugchi - Hödöö


Yazılarımı yazmadan önce hakkında yazı yazacağım sanatçıları / şarkıları dinlemeye başlıyorum. Bu yazıyı yazmadan önce de Tal Nutag albümünü açıp dinlemeye başladım. Tek bir albümden şarkılar sunmak istemediğim için ve buraya yükleyebileceğim ses kalitesi düzgün bir video bulabilmek için bakınırken daha önce dinlemediğim bir şarkısına rastladım ve dinlemeye başladım. Herkes sussun ve Urna şarkı söylesin istedim o 3 dakika boyunca ve kıskandım. Çok kıskandım. Şarkı söylemek istedim. Ama kıskanmak gibi olumsuz bir şey değilmiş aslında hissettiğim, onu fark ettim :)

Neyse dostlar, bu böyle gider. Ben en iyisi susayım ve beğenmeniz umuduyla bu güzellikle sizi baş başa bırakayım.


Urna Chahar-Tugchi - Buuvei (Lullaby)


Herkese iyi geceler

26 Ocak 2013 Cumartesi

Su Altında Dans

Bu yazımda bir elektronik müzik icracısından bahsedeceğim. (TRT Pop Saati tadındaki cümlem için özür diliyorum.)

Caribou, elektronik müzik yapan ve deneysel çalışmaları bulunan bir isim. Asıl adı Daniel Victor Snaith  olan Kanadalı bir sanatçı. Caribou dışında Manitoba ve Daphni  sahne isimlerini de kullanmış. Bugüne kadar Caribou sahne ismiyle de üç albüm yayınlamış. Yine başka şarkılarını dinlemeye kıyamadığım müzisyenlerden biri olduğu için hakkında çok bilgim yok, o yüzden bir an önce sizinle en sevdiğim şarkısını paylaşmak istiyorum :)


Caribou - Odessa

Bu şarkı bana tarifsiz bir haz veriyor. Kesinlikle bir dans müziği diyebiliriz, evet. Ama bir yandan da "adrenalin" dolu, saykodelik, birazcık da karanlık bir tarafı var. Tam olarak bende uyandırdığı his "suyun altındaymışım hissi". (Dans etmek istiyorum!) Arka planda duyulan yankılardan, vokale, basa kadar hemen hemen her ses, derin ve renkli ışıklarla dolu bir havuzdaymışım hissi veriyor bana ve harika hissediyorum!

Bir tek böyle hisseden ben miyim acaba diye düşünürken, bu şarkının bulunduğu Swim albümü için "Su altında olmak fikrinden esinlenen bir dans müziği albümü" açıklamasını gördüm. Tam olarak ne kastettiklerini bilmiyorum ama kesinlikle hissedebiliyorum, eminim. 

Tadını çıkarın dostlarım, sevgilerimle!


25 Ocak 2013 Cuma

Taze Soğan!


Soul, Funk, Blues ve Rock'n Roll severler buraya!

Eğlenceli bir yazıyla daha karşınızdayım dostlar. Bugünkü konuğum menşei 50'li yılların sonunda kurulmuş olan Stax Records adlı plak şirketi olan Booker T. & the M.G.'s. Grupların çalıştıkları veya çalışmadıkları şirketleri belirtme ihtiyacı duymam genelde ama Stax Records'un yukarıda bahsettiğim türlerde müzik yapan kişilere ve gruplara destek vermesi gibi bir özelliği var. Booker T. & the M.G.'s de Stax'in en başarılı, en duyulmuş isimlerinden biri; enstrumental müzik yapan bir topluluk.

Son iki yazımda da sürekli bir tür açıklama halinde olduğumu fark ettim. Hayır bari düzgün açıklayabilseymişim. Şimdi bu grubun eğlencesine, tadına hiç uymayacağı için yazmıyorum öyle şeyler ve doğrudan şarkılarını paylaşıyorum izninizle :)


 Booker T. & the M.G.'s - Green Onions

Çok takip etmediğim için bilmiyorum ama sıkça filmlerde, oyunlarda, Amerika'da baseball maçları öncesinde vs kullanılan bir şarkıymış. Vakit dinleyip biraz sallanma, dans etme vaktidir o zaman!

Eğer hoşunuza gittiyse Stax etiketiyle çıkmış şarkılara bir göz atabilirsiniz. Ya da yine Stax Best Of gibi albümleri edinip onları dinleyebilirsiniz :)

Şimdiden herkese iyi haftasonları diliyorum, sevgilerimle!

Swans

İki gün önce çok heyecanlandığım bir konser haberi aldım, konsere hazırlık olsun diye de bu yazımı Swans'a ayırmak istedim.

Evet, Swans İstanbul'a geliyor :)
7 Nisan 2013'te Salon IKSV'de.

Swans Amerika'dan bir Post-punk / Endüstriyel müzik grubu. Bu iki türden biraz bahsetmek gerek sanırım. Post-punk biraz adı üstünde, Punk akımından sonra gelen ve bu akımdan etkilenen, daha deneysel bir tür. Şarkılarda punk müzikte olduğu gibi provokatif sözler, ritmler mevcut. Endüstriyel ise adını Industrial Records adlı şirketten almış zamanında ama şimdi benzer türde müzik yapan her grup bu şekilde tanımlanabiliyor. Daha agresif, "sinir bozan" sözler, sesler, melodiler ve aşırıya kaçan tekrarları olan şarkıları ya da "gürültü" konusunda deneysel şarkıları endüstriyel olarak niteleyebiliriz. Tabi doğru düzgün açıklayamadım ben ama olsun, detaylı bilgi isteyenler kısa bir araştırmayla çok daha tatmin edici açıklamalar bulacaklardır :) Yine de toparlayacak olursak, kısaca, müzik ve sözler konusunda daha deneysel, daha "sınırları zorlayan", tabuların üzerine giden türler. Birçok müzik türüyle kombinasyonlarını da dinlemekteyiz. (Daha elektronik olanlar ya da metalle birleştiren gruplar vs. gibi)

Neyse tür isimlerine boğulmayalım yine. Swans'la tanıştığım şarkıyı sizinle paylaşmak istiyorum izninizle. Bazı Swans şarkılarında olduğu gibi "gürültü" olan kısımlar bu şarkıda yok ama enstrumental kısımlarında bahsettiğim tekrarları yakalamak mümkün. Çok incelemeye de gerek yok aslında, dinleyip beğendik mi? Evet. O zaman güzel :D


Swans - Love Will Save You

Bu "siyah-beyazlık"ı seviyorum ben. Müzikte karanlığı seviyorum. Gerçek hayatta bu yönümle çok barışamadığım için belki de. Beni derinlere bir yerlere alıp götürmesini seviyorum şarkıların. Bu şarkı da bu yüzden benim için oldukça özel.

Siz de beğendiyseniz, canlı dinleme fırsatını kaçırmayın bence. Canlı performanslarını dinlemek isteyenler şuradan oldukça başarılı bir şarkılarının konser kaydını dinleyebilirler.

7 Nisan'da görüşmek üzere..
Herkese iyi geceler, sevgiler!


24 Ocak 2013 Perşembe

Waldeck

Sevgiler herkese!

Bir önceki yazımda Bitter:Sweet'ten bahsedip, Waldeck'i atlarsam olmaz dedim ve bu yazıyı sevgili Klaus Waldeck'e ya da sahne adıyla sadece Waldeck'e (çok fazla Waldeck dedim) ayırmaya karar verdim.

Waldeck, Avusturya'dan bir avukat. Hukuk eğitimini tamamladıktan sonra müziksiz yapamayacağını anlayıp çalışmalarına başlıyor. İyi ki de başlıyor çünkü electronica ve lounge müzik müthiş şeyler kazanıyor bu sayede. Lounge müziği de biraz açmak gerekirse; gözlerinizi kapayıp kolayca dinlediğiniz, yorucu olmayan, güzel yerlerde olduğunuzu hayal etmenizi sağlayan yumuşak müzikler. Su sesleri, rüzgarı andıran sesler, hafif ritmler gibi elementler bulabilirsiniz bu tarz şarkılarda. Genelde jazz'dan çok etkilendiğini görebiliriz lounge müziğin.

Waldeck'in yaptığı da bu tarife gayet uygun, kolay dinlenebilir, jazz esintili şarkılar. 1950'li ve 1960'lı yıllardan da etkilendiğini de (ki lounge bu dönemde belirginleşen bir tür) bazı şarkılarında çok net görebiliyoruz. Yine de acele etmeden sırayla gideceğim. Önce lounge müziğe güzel bir örnek dinleyelim Waldeck'ten. İlk duyulduğu ve dikkatleri üzerine çeken şarkısı belki de, Aquarius. Gevşeyin, tadını çıkarın :)

Bundan hemen sonra da jazz'la ne kadar iç içe olduğunun güzel bir örneği olması için, This Isn't Maybe. Bu şarkıda duyduğunuz vokal Chat Baker adlı jazz müzisyeni, trompetçiye ait. 1979 yılından This Is Always adlı şarkısından. Waldeck de bu şarkıdan çok güzel bir bölümü sample olarak almış, şarkısında kullanmış ve ortaya böyle bir şey çıkmış. Merak edenler orijinalini şuradan dinleyebilirler.

Son olarak, beğeneceğinize neredeyse emin olduğum bir şarkıyı paylaşmak istiyorum. Waldeck'in belki de (ticari anlamda da) en başarılı albümü Ballroom Stories'den, Addicted.


Waldeck - Addicted

Albüm baştan sona çok güzel "balo salonu hikayeleri" anlatıyor. Ama içlerinden bence en dikkat çekici olanı bu şarkı. Öncelikle şahane bir vokalle (Zeebee) daha tanışmamı sağladı. Bunun dışında bir özelliği daha var, son derece "klişe" sözleri var :)

Baby come back to me, please darling can't you see that I'm addicted to you

Hemen her tür şarkıda rastlayabileceğimiz sözlere rağmen yavan durmamış, çok da güzel olmuş. Tabi bir şeyin klişe olması güzel olmasına engel değildir bence ama yine de önyargıyla yaklaşmama sebep oluyor çoğu zaman. "Etkileyici olmak için acele eden" şarkılardan biri olmamış Addicted. Tüm bunların yanında harika bir melodisi var ve şahane bir de klarnet dinliyoruz. Eski yılların tadını almamız da cabası.

Ben en iyisi daha fazla uzatmadan bırakayım, siz de tadını çıkarın dostlarım.

Keyifli dinlemeler!

23 Ocak 2013 Çarşamba

Bitter:Sweet

Bu yazımın konuğu Amerika'dan bir electronica / trip-hop ikilisi, Bitter:Sweet.

Jazz havasında çok güzel şarkıları var. Genelde down tempo tarzında güzellikler :) Dans etmek isteyen için de uygun şarkıları mevcut tabi.

Bugüne kadar biri remix albümü olmak üzere toplam dört albüm yayınlamışlar. The Mating Game (2006), The Remix Game (2007), Drama (2008), The Break Up (2010). Henüz son albümlerini veya remix albümlerini dinleme fırsatı bulamadım; ilk iki stüdyo albümlerini dinleyebildim sadece. İki albüm de oldukça başarılı, hatta zayıf kalan şarkıları yok diyebilirim. Baştan sona keyifle dinlenebilecek şarkılar.

Grubun ve şarkılarının bu kadar tatlı olmasının önemli bir sebebinin Shana Halligan'ın yumuşacık sesi olduğunu düşünüyorum. Bunun dışında dertsiz tasasız melodiler, jazz enstrumanları ve aşırıya kaçmayan güzel kompozisyonlar var tabi.

Sizinle hangi şarkılarını paylaşacağıma karar vermem biraz uzun sürdü ama sanırım başlangıcı daha sakin olan Moody ve Bittersweet Faith ile yapacağım.


Bitter:Sweet - Bittersweet Faith

Devamında da bir Overdue iyi gider bence :) Ama benim en sevdiğim, en hareketli şarkılarından biriyle de kapanışı yapayım istiyorum, umarım beğenirsiniz. 


Bitter:Sweet - The Bomb

İki albümü de edinip dinlemenizi tavsiye ediyorum, dolu dolu albümler ikisi de. Herkese iyi geceler, keyifli dinlemeler!

Sevgilerimle




22 Ocak 2013 Salı

Zehir

Uzun zamandır aşık olduğum yeni bir sese denk gelemiyordum. Şarkılarının bütünlüğüne, yaratıcılığına, kompozisyonuna vs bayıldığım gruplar / kişiler oldu, ama vokal konusunda çok etkileyici şarkılara rastlayamadım bir süre. Bugün bahsetmek istediğim vokal bunu fena kırdı işte.

Youtube'ta videoların ön izlemelerinden birinde çok güzel bir fotoğraf gördüm, başlığında "Toxic" görünce de merak edip tıkladım. Bu sayede tanıştığım vokal İsrail'den, Yael Naïm. Şarkının adı da Toxic. Bu isimde milyonlarca (abartmaktan kim ölmüş) şarkı olabileceği için ihtimal vermemiştim ama şarkı bir Britney Spears cover'ı.

Dinler dinlemez aşık olduğum bir şarkı bulmuştum uzun zaman sonra yeniden. Arka arkaya defalarca dinledim. Hafızaya kazımanın çok gerekli olmadığı, çerez niyetine tüketilen bir şarkının neye dönüşebileceğini gördüm yeniden. Vokalin neler değiştirebileceğini...


Yael Naïm - Toxic

Şarkıda anlatılan gibi içinden çıkılamaz bir tutkuyu, zehirli bir aşkı hissedebilirsiniz Yael Naïm'in sesinde. Tek başına vokal değil tabi, şarkı da çok etkileyici. Her bir ses, arkadan duyulan her bir cızırtı, konuşmalar, sonundaki kaval / flütler.. Her şeyiyle mükemmel.

Müzik dinlemek konusunda fazla romantik davranıyorum galiba ama bu şarkının bende bıraktığı etkiyi koruyabilmek için ya da kısaca "zirvedeyken bırakmak" için başka şarkılarını dinlemedim Yael Naïm'in. Dinlerken içinde kaybolduğum, arada bir takıldığım zaman bir süre kurtulamadığım, başımı döndüren bir çeşit zehir olarak kalsın istiyorum :)

Keyifli dinlemeler herkese.

Buena!


Uzun zamandır hakkında yazmayı istediğim bir grupla geri dönüyorum. Bu isteğimin tek sebebi var, o da bu grubu çok sevmem. Başka afili bir gerekçesi yok yani anlayacağınız :D 

Çok dinlenen, sevilen grupları yazarken "ohoo daha bunu mu yazıyorsun / yeni mi keşfettin" gibi tepkiler alacağımı düşünüyorum kimi zaman. Gerçi önemli mi bu? Hayır. Neyse. Dinleyenlerin bir daha dinleyip eğlenmelerine, henüz dinlemeyenlerin de güzel ve yeni bir şeyle tanışmalarına vesile olmanın haklı gururunu yaşıyorum şimdiden.

Hemen konuya giriyorum, bugünkü yazımın konusu Morphine adlı grup. Amerika'dan 3 kişilik şahane bir grup. Müzikleri sadece üç enstruman kullanarak yapıyorlar: bas gitar, davul ve saksafon. Rock müzikle jazz ve blues'un bir kombinasyonu olarak özetleyebileceğimiz şarkılar yapıyorlar. İnsanlık da yaklaşık 20 yıldır dinliyor bu şarkıları. Grubun oldukça başarılı bir vokali var, Mark Sandman. Ne yazık ki 1999 yılında hayata gözlerini yumuyor ve grup bu şekilde 9 yıllık hayatını bitirmek zorunda kalıyor. Kısa sayılabilecek bir geçmişe ve hazin bir sona rağmen hala çokça dinlenmeye devam ediyor.

Morphine bugüne kadar 4 albüm yayınlamış: Good (1992), Cure for Pain (1993), Yes (1995) ve Like Swimming (1997). Benim sizinle paylaşmak istediğim şarkıları Buena da Cure for Pain albümünden. Last Fm sayfalarına göre de en çok dinlenen şarkıları imiş Buena.


Morphine - Buena


Saksafon kesinlikle mükemmel. Buena! Bir rock grubunun olmazsa olmazı olarak düşünülen elektro gitarı kesinlikle aramıyorum, eksikliğini hissetmiyorum. Herhangi bir enstrumanın eksikliğini hissettirmemesi bir yana, "tamamlanmış" ve hiç bir eksiği / fazlası olmayan bir şarkı bence. Bir yandan da dinlerken eridiğim bir şarkı, yalan değil :) Gayet çekici bir vokal ve güzel müzik... Daha ne isterim?

Son olarak da temposu daha düşük, daha "tembel" ve çok çekici bir şarkılarını paylaşmak istiyorum sizinle. Like Swimming albümlerinden French Fries With Pepper.


Morphine - French Fries With Pepper

Kadehinizi alın, ayaklarınızı uzatın ve dinleyin :)

Keyifli dinlemeler!