27 Ocak 2013 Pazar

Cennet


Merhaba herkese!

Bugün size bahsetmek istediğim çok güzel bir insan var: Urna Chahar-Tugchi. Ya da kısaca Urna. Çok güzel bir insan olduğunu bilmiyorum ama böyle şarkı söyleyen biri kötü olamaz sanki.

Urna hakkında çok bir fikrim yok ama Urna'yı dinlemek bende tarifsiz duygular uyandırıyor. Çoğunu tarif edemesem de anlatmaya çalışacağım.

Hiç bilmediğimiz, varlığından emin olmadığımız ya da ulaşamamamıza rağmen büyük bir hevesle beklediğimiz şeyleri neden görmeyi bekleriz? Duyamaz mıyız onun yerine mesela? Cennetin bir sesi varsa şayet Urna bana o ses hakkında fikir verebilir. Çok abarttığımı düşünüyor olabilirsiniz ama bu sesten çok etkilendiğimi de inkar edemem. İki şeye eminim: Bu oryantalist bir bakış açısıyla yazılmış bir yazı değil. Bu dilini bilmediğim şarkıların gizemi de değil.

Önce izninizle Urna ile tanıştığım şarkısını paylaşmak istiyorum.


Urna Chahar-Tugchi - Hödöö


Yazılarımı yazmadan önce hakkında yazı yazacağım sanatçıları / şarkıları dinlemeye başlıyorum. Bu yazıyı yazmadan önce de Tal Nutag albümünü açıp dinlemeye başladım. Tek bir albümden şarkılar sunmak istemediğim için ve buraya yükleyebileceğim ses kalitesi düzgün bir video bulabilmek için bakınırken daha önce dinlemediğim bir şarkısına rastladım ve dinlemeye başladım. Herkes sussun ve Urna şarkı söylesin istedim o 3 dakika boyunca ve kıskandım. Çok kıskandım. Şarkı söylemek istedim. Ama kıskanmak gibi olumsuz bir şey değilmiş aslında hissettiğim, onu fark ettim :)

Neyse dostlar, bu böyle gider. Ben en iyisi susayım ve beğenmeniz umuduyla bu güzellikle sizi baş başa bırakayım.


Urna Chahar-Tugchi - Buuvei (Lullaby)


Herkese iyi geceler

26 Ocak 2013 Cumartesi

Su Altında Dans

Bu yazımda bir elektronik müzik icracısından bahsedeceğim. (TRT Pop Saati tadındaki cümlem için özür diliyorum.)

Caribou, elektronik müzik yapan ve deneysel çalışmaları bulunan bir isim. Asıl adı Daniel Victor Snaith  olan Kanadalı bir sanatçı. Caribou dışında Manitoba ve Daphni  sahne isimlerini de kullanmış. Bugüne kadar Caribou sahne ismiyle de üç albüm yayınlamış. Yine başka şarkılarını dinlemeye kıyamadığım müzisyenlerden biri olduğu için hakkında çok bilgim yok, o yüzden bir an önce sizinle en sevdiğim şarkısını paylaşmak istiyorum :)


Caribou - Odessa

Bu şarkı bana tarifsiz bir haz veriyor. Kesinlikle bir dans müziği diyebiliriz, evet. Ama bir yandan da "adrenalin" dolu, saykodelik, birazcık da karanlık bir tarafı var. Tam olarak bende uyandırdığı his "suyun altındaymışım hissi". (Dans etmek istiyorum!) Arka planda duyulan yankılardan, vokale, basa kadar hemen hemen her ses, derin ve renkli ışıklarla dolu bir havuzdaymışım hissi veriyor bana ve harika hissediyorum!

Bir tek böyle hisseden ben miyim acaba diye düşünürken, bu şarkının bulunduğu Swim albümü için "Su altında olmak fikrinden esinlenen bir dans müziği albümü" açıklamasını gördüm. Tam olarak ne kastettiklerini bilmiyorum ama kesinlikle hissedebiliyorum, eminim. 

Tadını çıkarın dostlarım, sevgilerimle!


25 Ocak 2013 Cuma

Taze Soğan!


Soul, Funk, Blues ve Rock'n Roll severler buraya!

Eğlenceli bir yazıyla daha karşınızdayım dostlar. Bugünkü konuğum menşei 50'li yılların sonunda kurulmuş olan Stax Records adlı plak şirketi olan Booker T. & the M.G.'s. Grupların çalıştıkları veya çalışmadıkları şirketleri belirtme ihtiyacı duymam genelde ama Stax Records'un yukarıda bahsettiğim türlerde müzik yapan kişilere ve gruplara destek vermesi gibi bir özelliği var. Booker T. & the M.G.'s de Stax'in en başarılı, en duyulmuş isimlerinden biri; enstrumental müzik yapan bir topluluk.

Son iki yazımda da sürekli bir tür açıklama halinde olduğumu fark ettim. Hayır bari düzgün açıklayabilseymişim. Şimdi bu grubun eğlencesine, tadına hiç uymayacağı için yazmıyorum öyle şeyler ve doğrudan şarkılarını paylaşıyorum izninizle :)


 Booker T. & the M.G.'s - Green Onions

Çok takip etmediğim için bilmiyorum ama sıkça filmlerde, oyunlarda, Amerika'da baseball maçları öncesinde vs kullanılan bir şarkıymış. Vakit dinleyip biraz sallanma, dans etme vaktidir o zaman!

Eğer hoşunuza gittiyse Stax etiketiyle çıkmış şarkılara bir göz atabilirsiniz. Ya da yine Stax Best Of gibi albümleri edinip onları dinleyebilirsiniz :)

Şimdiden herkese iyi haftasonları diliyorum, sevgilerimle!

Swans

İki gün önce çok heyecanlandığım bir konser haberi aldım, konsere hazırlık olsun diye de bu yazımı Swans'a ayırmak istedim.

Evet, Swans İstanbul'a geliyor :)
7 Nisan 2013'te Salon IKSV'de.

Swans Amerika'dan bir Post-punk / Endüstriyel müzik grubu. Bu iki türden biraz bahsetmek gerek sanırım. Post-punk biraz adı üstünde, Punk akımından sonra gelen ve bu akımdan etkilenen, daha deneysel bir tür. Şarkılarda punk müzikte olduğu gibi provokatif sözler, ritmler mevcut. Endüstriyel ise adını Industrial Records adlı şirketten almış zamanında ama şimdi benzer türde müzik yapan her grup bu şekilde tanımlanabiliyor. Daha agresif, "sinir bozan" sözler, sesler, melodiler ve aşırıya kaçan tekrarları olan şarkıları ya da "gürültü" konusunda deneysel şarkıları endüstriyel olarak niteleyebiliriz. Tabi doğru düzgün açıklayamadım ben ama olsun, detaylı bilgi isteyenler kısa bir araştırmayla çok daha tatmin edici açıklamalar bulacaklardır :) Yine de toparlayacak olursak, kısaca, müzik ve sözler konusunda daha deneysel, daha "sınırları zorlayan", tabuların üzerine giden türler. Birçok müzik türüyle kombinasyonlarını da dinlemekteyiz. (Daha elektronik olanlar ya da metalle birleştiren gruplar vs. gibi)

Neyse tür isimlerine boğulmayalım yine. Swans'la tanıştığım şarkıyı sizinle paylaşmak istiyorum izninizle. Bazı Swans şarkılarında olduğu gibi "gürültü" olan kısımlar bu şarkıda yok ama enstrumental kısımlarında bahsettiğim tekrarları yakalamak mümkün. Çok incelemeye de gerek yok aslında, dinleyip beğendik mi? Evet. O zaman güzel :D


Swans - Love Will Save You

Bu "siyah-beyazlık"ı seviyorum ben. Müzikte karanlığı seviyorum. Gerçek hayatta bu yönümle çok barışamadığım için belki de. Beni derinlere bir yerlere alıp götürmesini seviyorum şarkıların. Bu şarkı da bu yüzden benim için oldukça özel.

Siz de beğendiyseniz, canlı dinleme fırsatını kaçırmayın bence. Canlı performanslarını dinlemek isteyenler şuradan oldukça başarılı bir şarkılarının konser kaydını dinleyebilirler.

7 Nisan'da görüşmek üzere..
Herkese iyi geceler, sevgiler!


24 Ocak 2013 Perşembe

Waldeck

Sevgiler herkese!

Bir önceki yazımda Bitter:Sweet'ten bahsedip, Waldeck'i atlarsam olmaz dedim ve bu yazıyı sevgili Klaus Waldeck'e ya da sahne adıyla sadece Waldeck'e (çok fazla Waldeck dedim) ayırmaya karar verdim.

Waldeck, Avusturya'dan bir avukat. Hukuk eğitimini tamamladıktan sonra müziksiz yapamayacağını anlayıp çalışmalarına başlıyor. İyi ki de başlıyor çünkü electronica ve lounge müzik müthiş şeyler kazanıyor bu sayede. Lounge müziği de biraz açmak gerekirse; gözlerinizi kapayıp kolayca dinlediğiniz, yorucu olmayan, güzel yerlerde olduğunuzu hayal etmenizi sağlayan yumuşak müzikler. Su sesleri, rüzgarı andıran sesler, hafif ritmler gibi elementler bulabilirsiniz bu tarz şarkılarda. Genelde jazz'dan çok etkilendiğini görebiliriz lounge müziğin.

Waldeck'in yaptığı da bu tarife gayet uygun, kolay dinlenebilir, jazz esintili şarkılar. 1950'li ve 1960'lı yıllardan da etkilendiğini de (ki lounge bu dönemde belirginleşen bir tür) bazı şarkılarında çok net görebiliyoruz. Yine de acele etmeden sırayla gideceğim. Önce lounge müziğe güzel bir örnek dinleyelim Waldeck'ten. İlk duyulduğu ve dikkatleri üzerine çeken şarkısı belki de, Aquarius. Gevşeyin, tadını çıkarın :)

Bundan hemen sonra da jazz'la ne kadar iç içe olduğunun güzel bir örneği olması için, This Isn't Maybe. Bu şarkıda duyduğunuz vokal Chat Baker adlı jazz müzisyeni, trompetçiye ait. 1979 yılından This Is Always adlı şarkısından. Waldeck de bu şarkıdan çok güzel bir bölümü sample olarak almış, şarkısında kullanmış ve ortaya böyle bir şey çıkmış. Merak edenler orijinalini şuradan dinleyebilirler.

Son olarak, beğeneceğinize neredeyse emin olduğum bir şarkıyı paylaşmak istiyorum. Waldeck'in belki de (ticari anlamda da) en başarılı albümü Ballroom Stories'den, Addicted.


Waldeck - Addicted

Albüm baştan sona çok güzel "balo salonu hikayeleri" anlatıyor. Ama içlerinden bence en dikkat çekici olanı bu şarkı. Öncelikle şahane bir vokalle (Zeebee) daha tanışmamı sağladı. Bunun dışında bir özelliği daha var, son derece "klişe" sözleri var :)

Baby come back to me, please darling can't you see that I'm addicted to you

Hemen her tür şarkıda rastlayabileceğimiz sözlere rağmen yavan durmamış, çok da güzel olmuş. Tabi bir şeyin klişe olması güzel olmasına engel değildir bence ama yine de önyargıyla yaklaşmama sebep oluyor çoğu zaman. "Etkileyici olmak için acele eden" şarkılardan biri olmamış Addicted. Tüm bunların yanında harika bir melodisi var ve şahane bir de klarnet dinliyoruz. Eski yılların tadını almamız da cabası.

Ben en iyisi daha fazla uzatmadan bırakayım, siz de tadını çıkarın dostlarım.

Keyifli dinlemeler!

23 Ocak 2013 Çarşamba

Bitter:Sweet

Bu yazımın konuğu Amerika'dan bir electronica / trip-hop ikilisi, Bitter:Sweet.

Jazz havasında çok güzel şarkıları var. Genelde down tempo tarzında güzellikler :) Dans etmek isteyen için de uygun şarkıları mevcut tabi.

Bugüne kadar biri remix albümü olmak üzere toplam dört albüm yayınlamışlar. The Mating Game (2006), The Remix Game (2007), Drama (2008), The Break Up (2010). Henüz son albümlerini veya remix albümlerini dinleme fırsatı bulamadım; ilk iki stüdyo albümlerini dinleyebildim sadece. İki albüm de oldukça başarılı, hatta zayıf kalan şarkıları yok diyebilirim. Baştan sona keyifle dinlenebilecek şarkılar.

Grubun ve şarkılarının bu kadar tatlı olmasının önemli bir sebebinin Shana Halligan'ın yumuşacık sesi olduğunu düşünüyorum. Bunun dışında dertsiz tasasız melodiler, jazz enstrumanları ve aşırıya kaçmayan güzel kompozisyonlar var tabi.

Sizinle hangi şarkılarını paylaşacağıma karar vermem biraz uzun sürdü ama sanırım başlangıcı daha sakin olan Moody ve Bittersweet Faith ile yapacağım.


Bitter:Sweet - Bittersweet Faith

Devamında da bir Overdue iyi gider bence :) Ama benim en sevdiğim, en hareketli şarkılarından biriyle de kapanışı yapayım istiyorum, umarım beğenirsiniz. 


Bitter:Sweet - The Bomb

İki albümü de edinip dinlemenizi tavsiye ediyorum, dolu dolu albümler ikisi de. Herkese iyi geceler, keyifli dinlemeler!

Sevgilerimle




22 Ocak 2013 Salı

Zehir

Uzun zamandır aşık olduğum yeni bir sese denk gelemiyordum. Şarkılarının bütünlüğüne, yaratıcılığına, kompozisyonuna vs bayıldığım gruplar / kişiler oldu, ama vokal konusunda çok etkileyici şarkılara rastlayamadım bir süre. Bugün bahsetmek istediğim vokal bunu fena kırdı işte.

Youtube'ta videoların ön izlemelerinden birinde çok güzel bir fotoğraf gördüm, başlığında "Toxic" görünce de merak edip tıkladım. Bu sayede tanıştığım vokal İsrail'den, Yael Naïm. Şarkının adı da Toxic. Bu isimde milyonlarca (abartmaktan kim ölmüş) şarkı olabileceği için ihtimal vermemiştim ama şarkı bir Britney Spears cover'ı.

Dinler dinlemez aşık olduğum bir şarkı bulmuştum uzun zaman sonra yeniden. Arka arkaya defalarca dinledim. Hafızaya kazımanın çok gerekli olmadığı, çerez niyetine tüketilen bir şarkının neye dönüşebileceğini gördüm yeniden. Vokalin neler değiştirebileceğini...


Yael Naïm - Toxic

Şarkıda anlatılan gibi içinden çıkılamaz bir tutkuyu, zehirli bir aşkı hissedebilirsiniz Yael Naïm'in sesinde. Tek başına vokal değil tabi, şarkı da çok etkileyici. Her bir ses, arkadan duyulan her bir cızırtı, konuşmalar, sonundaki kaval / flütler.. Her şeyiyle mükemmel.

Müzik dinlemek konusunda fazla romantik davranıyorum galiba ama bu şarkının bende bıraktığı etkiyi koruyabilmek için ya da kısaca "zirvedeyken bırakmak" için başka şarkılarını dinlemedim Yael Naïm'in. Dinlerken içinde kaybolduğum, arada bir takıldığım zaman bir süre kurtulamadığım, başımı döndüren bir çeşit zehir olarak kalsın istiyorum :)

Keyifli dinlemeler herkese.

Buena!


Uzun zamandır hakkında yazmayı istediğim bir grupla geri dönüyorum. Bu isteğimin tek sebebi var, o da bu grubu çok sevmem. Başka afili bir gerekçesi yok yani anlayacağınız :D 

Çok dinlenen, sevilen grupları yazarken "ohoo daha bunu mu yazıyorsun / yeni mi keşfettin" gibi tepkiler alacağımı düşünüyorum kimi zaman. Gerçi önemli mi bu? Hayır. Neyse. Dinleyenlerin bir daha dinleyip eğlenmelerine, henüz dinlemeyenlerin de güzel ve yeni bir şeyle tanışmalarına vesile olmanın haklı gururunu yaşıyorum şimdiden.

Hemen konuya giriyorum, bugünkü yazımın konusu Morphine adlı grup. Amerika'dan 3 kişilik şahane bir grup. Müzikleri sadece üç enstruman kullanarak yapıyorlar: bas gitar, davul ve saksafon. Rock müzikle jazz ve blues'un bir kombinasyonu olarak özetleyebileceğimiz şarkılar yapıyorlar. İnsanlık da yaklaşık 20 yıldır dinliyor bu şarkıları. Grubun oldukça başarılı bir vokali var, Mark Sandman. Ne yazık ki 1999 yılında hayata gözlerini yumuyor ve grup bu şekilde 9 yıllık hayatını bitirmek zorunda kalıyor. Kısa sayılabilecek bir geçmişe ve hazin bir sona rağmen hala çokça dinlenmeye devam ediyor.

Morphine bugüne kadar 4 albüm yayınlamış: Good (1992), Cure for Pain (1993), Yes (1995) ve Like Swimming (1997). Benim sizinle paylaşmak istediğim şarkıları Buena da Cure for Pain albümünden. Last Fm sayfalarına göre de en çok dinlenen şarkıları imiş Buena.


Morphine - Buena


Saksafon kesinlikle mükemmel. Buena! Bir rock grubunun olmazsa olmazı olarak düşünülen elektro gitarı kesinlikle aramıyorum, eksikliğini hissetmiyorum. Herhangi bir enstrumanın eksikliğini hissettirmemesi bir yana, "tamamlanmış" ve hiç bir eksiği / fazlası olmayan bir şarkı bence. Bir yandan da dinlerken eridiğim bir şarkı, yalan değil :) Gayet çekici bir vokal ve güzel müzik... Daha ne isterim?

Son olarak da temposu daha düşük, daha "tembel" ve çok çekici bir şarkılarını paylaşmak istiyorum sizinle. Like Swimming albümlerinden French Fries With Pepper.


Morphine - French Fries With Pepper

Kadehinizi alın, ayaklarınızı uzatın ve dinleyin :)

Keyifli dinlemeler!