9 Ekim 2013 Çarşamba

Havalar da Soğudu

Bu yazım genç ve yetenekli bir insan için.

Chimes & Bells, Cæcilie Trier adlı çellistin yarattığı çok güzel bir proje. Danimarka bağımsız müzik sahnesinde de kendine oldukça güzel bir yer edinmiş. Her ne kadar ben nasıl keşfettiğimi hatırlamasam da, yine Danimarkalı minimal techno müzisyeni Trentemøller'in The Mole adlı şarkılarını yeniden yorumlamasıyla birlikte dikkatleri iyice üzerine çekmiş.

Yaptıkları müziği art rock veya kısaca shoegaze olarak niteleyebiliriz belki ama yine de bir kalıba sığdırmamak çok daha iyi olacak sanırım. Hiçbir zaman sınırlanmasın, hep değişsin, çeşitlensin ve güzelliğine güzellik katsın böylece. Dinlerken keyif alalım ve üşüyelim bir yandan. Çok yükseklerden ufuklara bakalım, kulağımıza  Cæcilie Trier'in derin sesi gelsin, dağlardan yankılanarak. Bir şarkılık veya bir albümlük sürede uçsak, gezsek, üşüsek ve gerçek dünyamıza geri dönsek...


Grup 2009 yılında "Into Pieces Of Wood" adlı bir EP ve hemen ardından 2010 yılında da kendileriyle aynı ismi taşıyan "Chimes & Bells"i yayınladı.  İki albüm de gerçekten dikkate değer ama "Into Pieces Of Wood" beni içine çekemedi "Chimes & Bells" kadar. Yine de çok derin ve hipnotik: sonbaharda içinde kaybolacağınız bir orman kadar. "You Shall Not Pass" adlı şarkıları da buna güzel bir örnek.

Bir yandan da "Chimes & Bells" albümünde aradığım her şey var. Çıkardıkları EP'nin birebir aynısı bir albüm olmamış. Ormandan çıkıp yükseliyorum, daha da yukarıya! Ve  "Chimes & Bells" çok daha soğuk. Ürperiyorum ve çok hoşuma gidiyor bu. İki albümü de dinlemenizi tavsiye ederim ama tanışma şarkısı olarak önereceğim şarkıları "Do The Right". Stüdyo kaydını aşağıdaki bağlantıdan dinleyebilirsiniz ve şahane bir canlı performanslarını da şuradan izleyebilirsiniz.


Chimes & Bells - Do The Right


Sıkı giyinin.

Sevgilerimle!

6 Ekim 2013 Pazar

Black Moses

Önceki yazılarımdan birinde nasıl bir Funk hastası olduğumu söylemiştim sanırım ama hiçbir zaman bu konuda yazma fırsatım olmadı. Ama artık açık konuşma zamanı geldi, "yanlış zamanda yanlış yerde doğmuşum" diyebilirim, o derece.

Kısaca bahsetmek gerekirse "bir afro-amerikan müziği". Soul ve R&B'ye ve hatta Jazz'a benzer. Aslında bildiğiniz Disco müziği, 70'lerden falan :D Şarkılar da şöyle sallanabileceğiniz (bkz: groovy), dans edebileceğiniz ve yer yer gevşeyebileceğiniz türden. Bol bol bas duyarsınız mesela. Pirinç üflemeliler de oldukça yer kaplar, saksafon veya flüt gibi. Bugünkü yazımda da en sevdiğim, sesine en çok eridiğim funk/soul müzisyenlerinden birinden bahsedeceğim. Başlıktaki gibi "Black Moses" olarak da anılan Isaac Hayes.

Isaac Hayes bir funk ve soul müzisyeni. Aynı zamanda aktörlük de yapmış ve hatta seslendirme de yapmış. South Park'taki Chef karakterini seslendiren insan Isaac Hayes. (Pek izlemiyorum, izleyen bir arkadaşım söyleyince öğrenmiştim). Oldukça derin bir sesi var gerçekten. Bunların yanında prodüktörlük de yapmış, hatta Stax Records'ın arkasında olan isimlerden biri. Bu plak şirketinden "Taze Soğan!" başlıklı yazımda bahsetmiştim biraz. Film takipçisi olanlar için de bir bilgi: Shaft adlı filmin soundtrackini hazırlayan da yine Isaac Hayes (canım benim). Zaten Shaft ile parlayıp bir de en iyi müzik dalında oscar da aldıktan sonra tutamadık Isaac Hayes'i, ta ki 2008 yılında buralardan gidene kadar.

Birkaç gündür yine takılıp kaldığım ve en sevdiğim şarkılardan biriyle baş başa bırakıyorum sizi o zaman. Loş ışıkta biraz gevşeyip dinlenmesi tavsiye edilir.


Isaac Hayes - Hyperbolicsyllabicsesquedalymistic

Adını hala okuyamıyorum bu şarkının.

Hemen sonrasında da South Park severler için bir video gelsin! 


Chef - Chocolate Salty Balls


Keyifli dinlemeler herkese!


Never Gonna Be The Same

Hakkında fazla bir fikrimin olmadığı bir grup: Manchester Orchestra.

Benim için sadece bir şarkı ve bir "an"dan ibaret gruplar var. Tek şarkıyla ünlü olup kaybolanlar gibi bir şey değil ama kastettiğim. Bu an bir ürperme, iç geçirme veya aptal aptal sırıtma olabilir. Böyle bir anı yakaladığım bir şarkı varsa, kimin yaptığını düşünmüyorum genelde. Hatta özellikle aramıyorum, daha fazla şey görmek istemiyorum o şarkıyı yapanla ilgili.

Bir kere tesadüfen duyup, kim olduklarını bilmeden, sırf bir daha duyabilmek için arkasından koştuğunuz bir şarkınız olmuştur muhakkak. Tabi internet yaygın değilken / yokken daha zordu bu, herkesin böyle bir anısı vardır. İşte ben onu bir şarkı için değil onlarcası için yapıyorum.

Manchester Orchestra'nın Virgin adlı şarkısı da bunlardan biri.


Manchester Orchestra - Virgin

Beni etkileyen tam olarak ne bilmiyorum. Sözleri olabilir. Çocuk korosu olabilir. Herhangi bir şey olabilir.. Ama böyle çok güzel. Şarkının benim için özel olan anını beklerken duyduğum heyecanı gölgeleyebilir çıkardıkları herhangi bir başka şarkıyı dinlemeyi denemek. Şarkının sonundaki ekoyla beraber döneceğim eski hayatıma ve Manchester Orchestra benim için bitecek.

Herkese iyi geceler.